Kara Kedinin Günlüğü

…eğer susarsam,öfkem yitik bir vadide yankılanır.

Çağrımızdır

Çağrımızdır.

Temmuz 6, 2013 Posted by | Kültür & Sanat | Yorum bırakın

Kimin Barışı

Çok eskiler antlaşmalara ya da  barışa yenenin adını verirlerdi: Pax Romanicum, Pax Ottomanıca gibi, onların kafasında ‘barış’ adı verilen durumun yenenin kurallarına göre yaşamak oldugu çok açıktı. İki üç savaşır,biri daha güçlüdür ve yener, o andan sonraki yaşamın kurallarını belirler,yani barış antlaşmaları yapılır.Tüm bu antlaşmalar durumun açık ifadesidir. Hepsinde yenenin savaştan önceki isteklerinin, bazen de daha fazlasının diğer taraf tarafından yapılacağının taahhüt altına alındığı görülür. Tüm bu olayların ve belgelerin açıklığına rağmen bugün barış pek çok farklı dünya görüşünün söyleminde, yaşamı sürdürmenin ve etkin olmanın en gerekli durumlarından biri olarak ele alınır. Onun olanaklarından sonuna kadar (!) yararlanmaktan, hatta onun kurallarını kullanmaktan bahsedilir. Ama burada dikkatle üzerinde düşünülmesi gereken bir konu var: etkin olmak, kiiinin kendi ya da topluluğun kendi tarafından seçilmemiş kuralları saptanmamış bir barış ortamında ne kadar mümkündür? Belki bu durumda etkin olabilmenin ilk adımı içinde bulunulan durumun reddi olur.

Yaşamaya başladığımızda, hatta daha önce bizim için pek çok şey belirlenmiştir. Ailemiz ne kadar özgür düşünceli olursa olsun, bizim
yaşantımız hakkında vereceğimiz kararlara ne kadar karışmazsa karışmasın yaşam hepimiz için çok başka şeyler tarafından öylesi
organize edilmiştir ki bu düzeyde baskı yapan bir ailenin çocuğu ile yapmayan bir ailenin çocuğunun yaşam biçimleri, önlerindenki
seçenekler çok farklı değildir. Toplumsal sınıflamalar hazırdır: önce çocuk, genç, öğrenci gibi çıkar karşımıza ve memur, doktor, işçi, terzi vb olarak devam eder.İşsiz olmak, aylak olmak ya da hırsız benimsenmeyen,hoş görülmeyen şeylerdir.Çünkü bunlar toplumsal yaşamın sunduğu nimetlerden (!) yararlanmazlar.Karnını doyurmak, giyinmek ya da kitap okuyabilmek,sevdiğin insanla birlikte olabilmek ya da çocuk sahibi olmak ancak kuralların içinde davranıyorsan daha kolaydır. Peki nedir bu daha kolay olan: hayatiyetini sürdürmek mi, yoksa var olmak mı?

Örneğin mahalle aralarında ayıcılar vardır, yanlarında burunlarına halka takılmış ayılar,ayıcının isteklerine uydukları sürece hayatiyetlerini sürdürürler,akşam yemeklerini yerler, canları yakılmaz, bazen bir şeker bile yiyebilirler,yani ödüllendirilirler.İşte bu da ayıcının barışı. Peki bunlar şu dünya küresinde ayı denilenen sınıflama içinde sayılabilirler mi?

Hayır onlar başka bir şeydir ya da başkalaşmış bir şey.Dünyaya gelirken neler düşünüyorduk hatırlamıyorum ama, artık neler düşünebileceğimiz bellidir. Barınmak için eve, ev bulmak için paraya ihtiyacımız var. Kuşkusuz kimse bizi her sabah kolumuzdan tutup fabrikaya, büroya, tarlaya ya da daha başka işyerlerine götürmüyor.İsteyen balık tutmaya gidebilir, isteyen akşama dek uyuyabilir, ama paraya ihtiyacımız var.Dilencileri benimsediği kadar bile benimsemez böylesi bir organizasyon hırsızları, işsizleri, aylakları. Kendini acındırmak hoş görülebilir,yalvarmak cevapsız bırakılmaz; ama bunu istiyorum deyip çekip almak affedilemez.İsteyebileceğin şeylerin sınırları ve istemenin de biçimleri vardır. Bir şeyleri eleştireceksen yolları bellidir. Öncelikle kim olduğun önemlidir, herkes eleştirilemez ve yine herşey eleştirilemez.

İşte ne olduğumuzun farkına varmadan ağlayarak geldiğimiz bu dünyada yaşamak böylesi zordur, ama var olmak ‘bu sayılanların
hiç biri değilim, ben BEN’im’ diyebilmek, ‘benim istediğim bu seçeneklerden hiç biri değil’ diyebilmek ve sonunda ‘BEN İSTİYORUM’
diyebilmek çok zordur. Buna yapabilenlerin başlarına hep bir şeyler gelir.

Böylesi seçilmemiş bir yaşam, böylesi saatlerini, günlerini, düşünce yeteneğini, sevgilerini kişiden koparıp alan bir yaşam.‘Barış’ bu mudur? Ya da bu kimin barışı? Bugün kendi barışlarını sunanların yarın da kurallarını, nedenlerini saptadıkları kendi savaşlarını
sunmaları zor mu? İkinci Dünya Savaşı’nda ölen altmış milyon kişinin kaçı neden öldüğünü biliyordu, bugün dünya yüzündeki altı
milyar kişiden kaçı neden böyle yaşandığını biliyor… Varolma nedenleri bu ‘barış’ ortamı olanlar bunu çok iyi biliyor kuşkusuz. Peki
ya varolma nedenleri bu olmayanlar,onlar niye barış çığırtkanlığı yapıyor?İşte onlar canlı kalmanın herşeyden önemli olduğunu
düşünüyorlar, ya da gerçek durumlarını, bu barışın varolmalarının temel nedeni olduğunu gizlemeye çalışıyorlar.

Eylül 13, 2012 Posted by | Anti Popüler Politik | Yorum bırakın

İki Ucu Ateşte Değnek

Melâmetle gelen huzur
yurt belleseydi yüzümüzü
mızrak ucunda bekledim infazımı
merâsim ağırlığında ilerliyordu zaman.

Külümün savrulduğu ırmağı içtim
suya dönüşen yazgımla
belki ben selleri muştulamaktayım

Büyüye ve kimyaya hizmet eden
ey gözleri çıkarılınca
korku nedir bilmeyen kadavralar
suskunluğunuzda boğulurum belki de

Yanlış ne ki
soluğumu tartıyorum hâlâ

Urbalarından ayırt edilebilen
efendilerinin asaletini
bir mühür gibi
rahimlerinde taşıyan kadınlar
meydanlara sürülürken
halef bildim
doğunun mezarlarında
ıssızlığımı oynayan meddahı

Ve bir sebil gibi tüketilen yazgımla
sunaklara yatırdım
çözdüğüm her kavramı.

Her haz bir pusuyu gösteriyordu
ki siz güveniyordunuz teninizin pusulasına
ben çıldıran ibrelerin rehberliğiyle
derin ve uzun arklar kazdım
gök tufana hazırlanıyordu
karıştığım yağmuru ayartamadım.

Bozuldu endamım.

Haziran 19, 2012 Posted by | Edebiyat, Şiir | Yorum bırakın

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.