Sevgili Devrim
Bir aşık hiçbir zaman haksız değildir.
(Honore de Balzac)
Bu gece buraya seninle yüzleşmeye geldim. Çıldırmak üzereyim ve kimsenin ruhu bile duymadan, hayatımın en büyük bedelini ödüyorum sana. Biliyorum ki hayatım senin armağanın. Bir böcek gibi karanlıklardan izlemiyorsam dünyayı, senin sayende.
Bu gece bu çilehaneye gelirken biliyordum beni bekleyeni. Bak bu sefer vardı gidecek yerim, buraya gelmek zorunda değildim. Ömrümdeki sayılı cesaret örneklerinden biridir bu. Tamam, sarhoş olabilirim ama sarhoşluğum ne cesaretime ne de korkaklığıma ilaç oluyor. O kadar iyi tanıyorum ki ikisini de… Hiçbir şey, hiçbir yanılsama giremiyor onlarla arama.
Usanmaksızın yanlışlar yaptım. Fakat pişman değilim hala, hiçbirinden pişman değilim. Nasıl olabilirdi ki başka? Bu soruya yanıt veremedim. Verene kadar da seveceğim hatalarımı. İşte bugün; herkes yenildiğimi düşünürken ben, zaptettiği kalenin burçlarından ufukları izleyen kumandan kadar muzafferim.
Bak şu gözü yaşlı kadın annem; dua ediyor ve yüklenmek istiyor günahlarımı. Hayatıma seçtiklerim, şükranlarımı sunmamı bekliyor hala. Ve herkes, o daracık sevgi kalıplarını açarak durmamı istiyor benden. Düşmeye bir son vererek, en azından buralarda bir yerde durmamı. Ben düşmeye devam ediyorum artan bir ivmeyle ve artık kendi içime doğru. Çoktan geçtim coğrafi ve tarihsel düşme sınırını. Fakat bu arada, neden bilmiyorum aşık oluyor bazı kadınlar. Ben de düşkıran fırtınayı esirgemiyorum onlardan. Kısacık sürüyor neyse ki. Çünkü biliyorum; ne tenimin ne de bir kadının fırtınası kıramıyor düşlerimi.
İçimde bir adam uyuyor sevgili devrim. Yaklaşıp yakından bakamıyorum. Baygın ya da ölü de olabilir. Ama uyuyor sanırım. Gözümü ayıramıyorum ondan; acaba ne zaman kıpırdayacak? O yürümeye başladığında, toprak sarsılacak, meyve çiçeklerini dökemeyecek rüzgar. O yürümeye başladığında sevgili devrim; ben de herkes gibi pencere kenarından ya da yolun kıyısından onu izleyeceğim. Önce yazacağım onu; günah-sevap defterini tutacağım. Sonra, seyredenler kıpırdamasa bile onun peşinden gideceğim.
O adam ne zaman uyanacak sevgili devrim? Ne zaman kılıcını vuracak acılarımızın göbek bağına? Yerdeki kılıcını uzanıp almak geçmiyor değil içimden. Korkuyorum da elbet… Ya artık ölü bir gövdeden ibaretse o yiğit kahraman?
Şimdi kıldan ince bir köprünün başında duruyorum. Ne yeni düşler bulabildim kendime; nefes almayı katlanılır hale getirecek, ne de şansımı -hayatta kalmayı elimin tersiyle itebiliyorum…
Garip bir sabırla kaldırabiliyorum bu yükü, yarın yine seninle olacağım; kafamla değil sadece, gövdemle de senin olacağım. Kafama uygun bir gövdeyle, gövdeme uygun bir kafayla…
İşte bunu demeye vardım huzuruna.
Dudaklarım kanayarak öpüyorum seni.
çok güzel bir yazı…