Kara Kedinin Günlüğü

…eğer susarsam,öfkem yitik bir vadide yankılanır.

Ulusun İmkansızlığı Üzerine

Bir insan kilitli olmayan,ama içeriye doğru açılan bir kapıyı boyuna itiyor,çekmek aklına gelmiyorsa,odada hapistir.

-Ludwig Wittgenstein

Bir zamanlar kocaman bir gezegende birbirinden habersiz milyonlarca insan ya­şarmış.Bunların çoğu kendi köylerinden başka köy bilmezlermiş.Ama hepsi de mutlu ve özgür bir hayat sürüyorlarmış.Bir gün iki arkadaş köyün bilinen sınırları­nı aşarak başka ufuklara açılma cesareti­ni göstermiş.Gittikleri yerlerde başka kül­türlerle,başka insanlarla karşılaşmışlar.Gittikleri yerlerde hep kendi köylerini bal­landıra ballandıra anlatmışlar. Onların hi­kâyesini dinleyen başkaları da onların kö­yünü bulmak için yola koyuluyormuş.Böylece gel zaman git zaman tüm geze­gen insanları arasında iletişim doğmuş.Önce teknolojik yenilikler karşılıklı aktarıl­mış,sonra alışkanlıklar,kültürler ve niha­yetinde iyi ve kötü olan her şey…Öncele­ri birbirlerine ilginç gelen insanlar giderek birbirleriyle yaşamaktan hoşlanmamaya başlamışlar.Artık gezegen eskisi gibi bü­yük değilmiş ve keşfedilecek yeni bir şey kalmamış.Artık herkes kendisini ıssız bir adada hapis kalmış ve birbirine mahkûm olmuş gibi görmeye başlamış.Bunun üzerine herkes bir suçlu aramaya başla­mış ve bulmuş da.Buna göre herkesin yurduna kültürüne ilk gelen yabancılar,tüm yozlaşmanın en büyük sorumlusu imiş.Derken herkes kendi yurdundan “mi­safirlerini” kovmaya başlamış.Çünkü herkes eskisi gibi kendi törelerine uygun ola­rak yaşamak istiyormuş.Oysa buraya gelen “misafirler” nicedir buraları yurt ola­rak bellemişler ve hiçbir yere gitmeyi düşünmüyorlarmış.Burada doğdukları,bu­rada büyüdükleri ve burada doydukları için direnmişler.Ve tüm barış gezegeni dökülen kanlarla kızıla boyanmış.

Evet endüstriyel ekonominin ulusal pa­zarları dünya pazarına entegre etmesi,bu hikâyede anlatılana benzer etnik göç­lere,çatışmalara neden olmuştur.En­düstriyel pazara negatif şekilde entegre olup açlık ve sefalet çeken ülkelerden ba­tıya doğru oluşan göç dalgası bir yan­dan da homojenleştirme sürecinin umut­suz bir duruma sürüklenmesine neden olmaktadır.Ulus-devletin sınırları aracılı­ğıyla zoraki olarak birbirlerinden ayrılan insanlar,yaşamlar yine aynı sınırlar saye­sinde zoraki olarak bir arada tutulmakta aynı coğrafyayı paylaşmaya,aynı toplum­sallığı yaşamaya zorlanmaktadır.Çünkü ulusal devlet hiçbirimizin özel hayatımızı yaşamamıza izin vermediği gibi hiçbir gru­bun kendi sosyal hayatını yaşamasına da izin vermez.Son olarak ABD’nin Teksas eyaletinde yaşanan olay! Bir çiftliğe kapanıp kendi sosyal hayatlarını ulusal-devletten bağımsız olarak yaşamak iste­yen “Davidiyen” tarikatı mensuplarına “Amerikan Federal Demokrasi”sinin sabır sı­nırı 51 günden fazla olmamış ve bu süreç sonucunda tarikatın tamamına yakını bi­linçli olarak yakılarak imha edilmiştir.

Sonuç

Endüstriyel sistemin ulusal sorunları ortadan kaldırması uzun vadede müm­kün görünmemektedir.Ve her ulusal sorunun çözümü yeni bir ulusal sorunun başlangıcıdır.Çünkü endüstriyel üretim,ulusal devlet ve ulus birbirinin zorunlu koşullarıdır.Biri olmazsa diğeri de olmaz.

İnsanlık, kalkınma (ekonomi) mantığı­nın dışına çıktığı zaman ancak özgürleşebilecek ve ulusal-devletlerin barbarlığını daha iyi görerek kendi toplumsal kimliği­ne sahip çıkacak. Ulusalcılık düşüncesini hak ettiği yere,cehennemin dibine gön­derebilecektir.

Bireyler eğer seçme hakkına sahipse­ler (ya da bu güç ellerindeyse) o zaman seçmeme hakkına da sahiptirler. Tüm ya­şamını ibadet üzerine kurmuş bir müslümanla benim bir alıp vereceğim olamaya­cağı gibi, benim gibi din-dışı yaşayan biri­nin varlığı bile onun toplumsallığı için teh­like yaratmaktadır.İnsanın aklına ister is­temez şu meşhur siyasî benzetme geli­yor: “Hepimiz bir gemideyiz… Eğer bu ge­mi batarsa hepimiz boğuluruz.” Evet aynı gemide olduğumuz kesin ama gemi ba­tarsa bazılarımızın sağ kalma ihtimali var,ancak batmazsa da zaten birbirimizi yete­rince boğazlıyoruz.

Ekim 6, 2009 - Yazan: karakedi | Anti - Popüler Politika | | 1 Yorum

1 Yorum »

  1. Guzel bir yazi. Aslinda ilk paragraftaki masalsi-utopik soylem beni oldukca heyecanlandirdi; sandim ki utopik yazi kendi sorusunun analizini kendisi yapacak.

    Amarika’daki olay sanirim sadece kendi istedikleri gibi yasamakla dogrudan iliskili degil. Asil mesele kaltin silahlanmaya baslamasiydi sanirim. Ornegin Amish’ler denen gurup hala teknolojiyi kullanmadan yasiyor ve kimse de bir sey demiyor onlara. (ha Amerikan polisi ve askeri onlari oldurmek zorunda miydi o baska bir tartisma konusu) Burda Amerikan propagandasi yapmis gibi olmak istemiyorum ama olayin altinda yatan diger sebeplerin de irdelenmesi gerektigini dusunuyorum…

    Yorum�Yorumlar yazan: Elestirel Gunluk | Ekim 17, 2009 | Yanıtla


Yorum yapın