Kara Kedinin Günlüğü

…eğer susarsam,öfkem yitik bir vadide yankılanır.

Toplum Karşıtı Manifesto

toplum dediğimiz şey hala bir yırtıcı hayvan topluluğu.

çok eski bir zamanda iran’da pers bir filozof o dönem yaşadığı toplumun eleştrisini yüksek sesle insanlarla paylaşıyor. öyleki yaşadığı toplumun yaşamı,çelişkileri,inançları ile ilgili belki de kimsenin dile getirmeye cesaret edemeyeceği fikirlerini paylaşıyor ve durmadan anlatıyor.ve artık onu bir tehlike olarak görmeye başlıyorlar. her toplumda olduğu gibi o toplumda da İranlı düşünürü yargıç önüne çıkarıyorlar.tehlikeli fikirlerinin toplum içindeki dirliği bozduğu,rahatsızlık uyandırdığı düşüncesi ile yüz kırbaç cezasına çarptırılıyor.sözleri toplumun sırtında bir kırbaç gibi nasıl şakırdıyorsa,merkezi bir yerde tüm insanların önünde cezanın infaz edilmesi kararlaştırılıyor.ve ceza büyük bir meydanda kalabalığın ortasında insanların gözü önünde infaz ediliyor.homurdanarak kimi zaman ona hak vermiş olanlar bile bunu hakettiğini söylüyorlar ve en acısı bir alkış tutmadıkları kalan bu toplumdan ölesiye tiksiniyor kan revan içinde kalan derviş…son kırbaç darbesinden sonra kan revan içinde kalan düşünür zorlukla ayağa dikilip durun diye bağırıyor. yine bir şeyler söyleyip rahatsızlık uyandıracağını düşünen insanlar dönüp bakıyorlar dervişe.derviş ise dilini ısırıp ağzındaki et parçasını kopartıyor ve tükürüyor o güne kadar acıyarak,şimdi ise tiksinti duyduğu topluma… hülasa toplum olma ideali zararlıdır…yukarıda anlatılana ek,zaten işkencecinin yüzünü görmekle hissedeceğiniz acı, oradan beyninize kazınacak tek derstir belki. işkencecinin yüzünü gördüğünüzde korkacağınızı sanmayın.o duygu,karşı konulmaz biçimde öylesine gelip oturur ki tahta,elinizden birşey gelmez;onun adına utanırsınız.onunla aynı hayvan türünden olduğunuz için de utanırsınız. karşısındakine acı çektirmeyi bir meslek haline getirmiş olan türünüzden nefret edersiniz.o acıyla çözülüp daha beter bir role soyunmak bile mümkün. hadi umut edelim bize sunulmuş bu ideal toplum zırvalarıyla..

Mart 21, 2009 Yazan: karakedi | Anti Popüler Politik | | Henüz Yorum Yok

Dada Hiçbir Anlama Gelmez

Ya onu önemsiz bulurlarsa, ya hiçbir anlam taşımayan bir sözcükle zaman harcamak istemezlerse, bu insanların kafaları nda dönüp duran ilk düşünce bakteriyolojik türdendir. Sözcüğün en azından etimolojik, tarihsel ya da psikolojik kökenini bulma düşüncesidir.

..gazetelerden, Krou zencilerinin kutsal bir ineğin kuyruğunu Dada olarak adlandırdıklarını öğreniyoruz. İtalya’ nın kimi bölgelerinde anneye ve kübe dada denir.

Rusça’ da ve Rumence’ de de dada tahta at ve sütanne (bakıcı) anlamlarında kullanılır. Bilgiç gazeteciler dada sözcüğünde, bebekler için yaratılmış bir sanat görür, günün “Küçük Çocuklarını Çağıran İsa Kılıklı” hazretler, Dada’ da kuru ve gürültücü, gürültücü ve monoton bir ilkelliğe dönüşü bulurlar.

Duyarlılık, bir tek sözcük üstüne kurulmaz…

Bir sanat yapıtı hiçbir zaman nesnel olarak herkes için karar yoluyla güzel olamaz. Öyleyse eleştiri yararsızdır, her kişi için öznel olarak ve en küçük bir genellik izi taşımaksızın vardır. Bütün insanlığa ilişkin ortak psişik temelin bulunmuş olduğuna mı inanmaktadır?

…bilinmez. “Yakınını Sev” ilkesi bir aldatmacadır.

Kendini Tanı” bir ütopyadır. Ama daha kabul edilebilir bir şeydir, çünkü kötülüğü içerir. Acımak yok. Katliamdan sonra bize arınmış bir insanlık umudu kalır. Ben hep kendimden söz ediyorum. Çünkü ikna etmek istemiyorum, başkalarını da kendi ırmağıma sürüklemeye hiç hakkım yok; kimseyi beni izlemeye zorlamam,. Ben ve herkes sanatını kendi bildiği gibi yapar…

Dada toplumdan bağımsız olma, topluma karşı güvensizlik olma gereksiniminden doğdu. Bize ait olanlar özgürlüklerini koruyorlar. Hiçbir kuram tanımayız biz. Biçimse fikir laboratuarları olan kübist ve fütürist akademilerden bıktık artık.

Para kazanmak ve kibar burjuvaları okşamak için mi sanat yapılır?

Düzen=düzensizlik; ben=ben olmayan, doğrulama=yadsıma

Bir mutlak sanatın yüce parıltılarıdır bunlar…

Ailenin bir yadsıması durumuna gelmeye elverişli olan her tiksinti ürünü, Dada’dır…

….yaratıklar arasından güçsüzlerin dansı olan mantığın ortadan kaldırılması Dada’ dır; her hiyerarşinin ve uşaklarımız tarafından, değerler için kurulan her toplumsal denklemin ortadan kaldırılması Dada’ dır; her nesne, bütün nesneler, duygular ve karanlıklar, hortlaklar ve paralel çizgilerin kesin şoku savaşmak için araçtır: İşte bu da Dada’dır; belleğin ortadan kaldırılması Dada’dır; arkeolojinin ortadan kaldırılması Dada’dır; yalvaçların ortadan kaldırılması Dada’dır; geleceğin ortadan kaldırılması Dada’dır; doğallığın dolaysız ürünü olan her tanrıdaki tartışmasız mutlak inanç Dada’dır…

Tristan Tzara-Modernizmin Serüveni (1998, Hazırlayan, Enis Batur, İstanbul:YKY, çev. Sema Rıfat)

Ekim 2, 2008 Yazan: LiberterKedi | Anti - Popüler Politika, Anti Popüler Politik, Deneme, Edebiyat, Felsefe, Günce, Kitaplık, Kültür & Sanat, Resim | | Henüz Yorum Yok

Aktivist Dadaist Eylemce(Yıkım)

Yok etme tutkusu, aynı zamanda yaratıcı bir tutkudur.
(Bakunin)


Kardan adamların bulundukları sistemde, güneşin yitirilmesi ile, insanların ortamlarına tecavüz etmesi….

Nasıl bişey yahu.

Böyle saçma bişey mi olur efenim…

Olur efendim olur. Şöyle olur:

Perde aralanır ve mevsimsiz bir ortamda yüzyıllardır gerçekleşen bir trajedinin ilk sahnelerinin dialoglarını görürüz yaşamımızda. Sürekli bu diyologlarda bir taraf olduğumuzu düşünsekte daha sonraları aslında bir monologta sadece bir biblo olduğumuzun gerçekliğini ispatlarız yaşadıklarımızla. Fakat hala bunun farkına varamamızın sebebi ise, bizlerin uyuşturulmasından ötürü gelir.

- Düşünün insan doğaya tekmelendiğinde yalnız başınaydı.

İlkel çağ dediğimiz bu dönemde, deneme yanılma yoluyla kendi yaşamını idame ettirirdi. birey Bu bireyin bireysel özgürlüklerinden vazgeçip, toplumsal özgürlükleri umursamaz hale gelmesi ise git gide toplumsal kalabalıklığın gerçekleşmesi ile doğmaya başladı. Genele yayılan bu bencilliği ile hümanite; açgözlülüğünün getirdiği bir genel davranışının doğmasına sebep olmuştur.

Bu davranış daha da fazla isteme ve herkesin birey olamayacağı safsatısını savunması ile ortaya çıkmıştır. Böylelikle sınıfsal ayırımlar ortaya çıkıp, bireysel özgürlükler imkansız bir olguymuş gibi yansıtılmıştır. Bunun bu gidişata yol almasına sebep ise, bizim tahakküm etme yetimiz ile başımıza getirdiğimiz “KARDANADAMLARIN” latent kişiliklerinden ötürü gelir. Bunlar toplum üzerinde gidip geldikçe, menilerini bireylerin damarlarına enjekte etmişler. Halüsünojik bir etkiye sahip bu hareketin farkına varamayan insanlık, bu yüzden yüzyıllardır bir trajedinin piyonu olmuş.

Bu oyunda aslında herşey insandır…

(….)

…bir trajedinin senaryosunu yazarken yazarı da biziz, süflorü de biziz. Fakat bunun unutulmasına ve farkına varılamamasına kaynaklık eden olgu ise, bizlerin makam ve yerlerimize duyduğumuz bu tahakküm aşkı ile gerçeklenir. Ellerimiz ile tasarımlarını gerçekleştirdiğimiz bu yapıları yıkmak bizlerin elindedir. Değişmeyen tek şey, ön yargılarımızın yıkılamayacağı kansıdır. Tek gerçek ise insanın düşünmekten, çalışmaktan, uğraşmaktan, acı çekmekten korktuğu ve mücadele etmekten kaçındığı gerçeğidir. Gorgias’ ın inkarlarını ele alan ve onları kullanarak gerçeklere gitmeyenler, toplumda şüpheyi, sosyolojik olarak olması gereken, yaşanım gereksinimi haline getirmiştir. Bu olguların üzerinde yükseldiği sanrılar, zamanla kendini tüketmektedir.

Tüketecektir…

(…)

Tükenme nasıl gelecektir…

…tükenme günümüzde yaşanmaktadır. Sadece bir ölüyü hortlatmaya çalışanların ellerindeki maddiyatla gerçekleştirdiği son eylemler, günümüzde son demlerinin hükmünü sürmektedir. Yıkım geldiğinde doğacak olan kaotik ortam, herşeyin daha sağlam bir ölçü de gerçekleşmesini sağlayacaktır. Bunu yaparken besleneceği etmenler ise düşünme, yaratma, eşitlik, karşılıklı antlaşmalar, çalışma, çabalama, uğraşısı ile mücadele unsurlarıdır.

Yanılgıya yer vermeme adına, bu olgular üzerinde yaşamın yol almasına sebep olacak olan bu etmenler; toplumun kaygan unsurları olmayacaktır. Toplumun üzerinde ilerlemesine kaynak teşkil edecek gereçler olacaktır.

(…)

Yıkım nasıl gelecek yahu…

…sanatta, edebiyatta dadaist eylemlerle gerçekleşeceğini size söyleyebilirim.

Nasıl mı?

Mesela sürrealist tasarımların, çizgi dünyasına yansıması gibi. Ya da üretilenlerin yapı bozumunu kullanarak değiştireceğimiz yapıları ile, yeniden elde edilen bilgi nesnelerinin kazandığı yeni formlarının, toplumun ihtiyaclarına göre tasarımlanıp ortaya sunulması gibi… Bu sayede üretimsizliklerini sanatın karnına sokan, onun bakirliğini elinden almaya çalışan tecavüzcülerde; kendi kendilerini asimile edeceklerdir. Bu gelen yıkım işte bizim birer buz kütlesi olan, bu seçim süreci içerisinde kendi yarattığımız tahakküm düşkünü kardan adamların da eriyip yitikleşmesine sebep olacaktır.

Bu yüzden şunu unutmayınız ki: Kardan adamların birer güç aşıklığının simgesidir.

Gözlerine konulan kömür parçalarının karası ise: Dünya’da acımanın gereksiz olduğunu, herşeyi yalanla dolanla, yönetmenin gerekliliğini gerçekmiş gibi algılanıp, eşitlikçi karşıtı, hiyerarşi düşkünü bireylerin sahip olduğu erimeye mahkum geçici yargılardır.

Herşey eriyip buharlaşıp, yeniden düzenlenebilir. Bunu gerçekleştirecek olan yine bizleriz. Dadaist eylemce buna bir örnektir.

Eylül 29, 2008 Yazan: LiberterKedi | Anti - Popüler Politika, Anti Popüler Politik, Deneme, Edebiyat, Felsefe, Günce, Kültür & Sanat, Öykü | | Henüz Yorum Yok