Kara Kedinin Günlüğü

…eğer susarsam,öfkem yitik bir vadide yankılanır.

Sancılı İnsan’ın Zaruri Yol Arkadaşı

Nihilizm

Nihilizm

Nihilizm içi boş bir tanım mıdır, yoksa basite kaçmış bir anarşizm midir sizce?

Zemine yeni ve sağlam bir inşada bulunmak istiyorsan önce sathı tüm pürüzlerden ve daha önce önüne koyulmuş tüm artık maddelerden temizleyecek, sıfırlayacaksın!

…der mantık.Hatta inşaat sektörü de!

Bu, yeni ve “sağlam” bir yapının fizik kuralıdır. Ne var ki söz konusu “değerler alanı” olunca, buradaki temizlik çok daha farklılaşır. Zira buradaki “temizlik“, nihilist olduğunun farkına dahi varmaksızın nihilizm tarafından kuşatılana hiç de sakin gelmez!

Hiç de sakin gelmeyen bu karanlık kuşatmanın, bu kaotik ablukanın muhtevası ve anlamı nedir acacaba?

İşte özü itibarıyla bir “tanımlanamayan” olan nihilizmin birkaç tanımı..!

· Nihilizm, dehşetin yurdudur!

· Nihilizm, hummalı bir temizlik harekatıdır!

· Nihilizm, tırnakları ile kazanın bileklerinden aşağı süzülen kandır!

· Nihilizm, salih ve gerçek olana dokunabilmek adına tüm otoriteye başkaldırının serüvenidir!

· Nihilizm, hesapçı ve sağlamcı zihniyeti hakikatin derin sularına gömecek olan en kral meydan okumadır!

· Nihilizm, tanrılığa soyunmuş tüm sahte iyilerle kıran kırana bir restleşmedir!

· Nihilizm, “korku”nun kendisini korkutacak kadar korkusuzlaşabilmektir!

· Nihilizm, içi boş bir anarşizm ya da kolaycılık olamayacak kadar zor ve tehlikeli bir hesaplaşmadır!

· Nihilizm, kendi için yas tutanlara gülerken, kendine en hoyrat olanın zorunlu yol haritasıdır!

· Nihilizm, tepetaklak olan değerlerden duyulan derin ıstırabın tinsel genleşmesidir!

· Nihilizm, en evrensel ve şiddetli doğum sancısıdır!

· Nihilizm, “canlı bir cenaze” ile “cevher” arasında gidip gelenin yaşadığı en tehlikeli ve önemli med-cezirdir!

· Nihilizm, tüm kelepçe ve tasmaların en etkili panzehiridir!

· Nihilizm, harikalar diyarına açılan büyük bir kara deliktir!

Evet, bu karanlık kuşatmanın, kaotik ablukanın ete kemiğe bürünmüş hali budur işte!

Nihilizm tanımlanamaz, zira o yaşantısaldır. Ancak yine de ısrar edilirse, ortaya bunlar gibi

Nasıl yani?

dedirten tümceler çıkar işte!

Nietzsche, batı metafizik düşünce geleneğini, her biri Platonculuğun değişik şekil ya da versiyonları olan altı döneme ayırmak ve en önemli çalışması olan Böyle Buyurdu Zerdüşt’ ü de bu geleneğin dışında tutmak suretiyle. Kendisini ve çalışmalarını söz konusu geleneğin dışında konumlandırır.

Buna göre, Platonculuk, Platonculuğun değişik bir formu olan Hıristiyanlık, Kant’ ın eleştirel felsefesi, pozitivizm ve Schopenhauer’ un irade felsefesi, batı metafizik düşünce geleneğinin insanlığı nihilizme taşıyan değişik formlarından ibarettir. Nietzsche’ ye göre içinde bulunulan modern dönem ise, bu geleneğin en radikal bir şekle büründüğü ve içinde barındırdığı nihilizmin açığa çıktığı bir dönemi temsil etmektedir.

İşte bu noktadan hareketle, nihilizme yönelik anlama çabalarının hareket noktası olarak, sadece onun semptomlarını almanın, nihilizmi anlama çabalarını eksik kılacağını ve nihilizmi anlamaya yönelik herhangi bir teşebbüsün onun kökenlerine yönelik jeneolojik bir soruşturmayı da gerekli kıldığını gösterir.

O nihilizmin kaynağına yönelik yapmış olduğu jeneolojik çalışmasında,

Olduğumuz hale nasıl geldik?

sorusunun cevabı olarak, Sokratik rasyonalizmi ve Hıristiyan ahlak ideallerini gösterir. Bir yandan Sokrates’ ten bu yana Batı metafizik geleneği, değişmenin arkasında değişmeyen bir töz arayışıyla, diğer yandan ise Hıristiyanlık ruhsal bir arınma ve öte dünya tasavvuru ile oluşun ve bedenin değerini düşürmüş, Nietzsche’ nin deyişiyle

…en yüksek değerlerin kendi kendilerini değersizleştirmesi

anlamında nihilizme vücut vermiştir. Modern dönemle birlikte ise söz konusu metafizik gelenek, kendisini özne-nesne düalizminde temellendirmiş, bilimsel gelişmelere paralel olarak öznel diye nitelendirdiği gerçeklikten, nesnel gerçekliğe geçmenin yollarını aramıştır. Bu açıdan bakıldığında, modern düşüncenin epistemolojik temelinde bir yandan rasyonalizm, diğer bir yandan ise empirizm bulunmaktadır.

Rasyonalizme göre ise, insanın bilgisinin temelinde düşünen öznenin, akledilebilir dış dünya ile girmiş olduğu ilişki yer almaktadır. Descartes’in “düşünüyorum öyleyse varım” sözüyle karakterize edilebilecek rasyonalist yaklaşım, Nietzsche’ ye göre merkeze düşünen bir özneyi yani ruhu almasından dolayı, oluş karşıtı bir kisveye bürünmüş ve yaşamı bir bütün olarak karşısına almıştır.

Oysa Nietzsche, özne-nesne ayırımının temelinde insanın gramere olan bağlılığını görmektedir. Dilbilimdeki fiil kavramı insanlığı, eyleyen ile eylemin birbirinden ayrı olduğu sanısına sevk etmiş ve bu sanı zamanla a priori bir hakikat hüviyeti kazanmıştır. Fakat Nietzsche’ ye göre, ne insandan ve onun değerlemelerinden bağımsız akledilir bir gerçeklik, ne de o gerçekliği dışardan gözlemleyip, akledebilen bir özne söz konusudur. Oluş içerisinde dış dünya diye nitelendirilen her şey aslında bir yorumdan ibaret olup, gerçekte insanın yaratıcı kimliğiyle bir anlam kazanır.

Dolayısıyla Nihilizm; sancılı insanın zaruri yol arkadaşıdır, vazgeçilmezidir!

Eylül 13, 2008 Yazan: LiberterKedi | Anti - Popüler Politika, Anti Popüler Politik, Biyografi, Deneme, Edebiyat, F.KAfka, F.W.Nietzsche, Felsefe, Günce, Kitaplık, Kültür & Sanat, Resim, Öykü | | Henüz Yorum Yok

kokuşma

düşünsel cinsellik ve
sevgiyi kemiren dizginsiz küfürler,
hijyenik sevişmelerde yükselen
kemiksiz orgazm kokusu.
hayasız yağan yağmurun ardında
güm diye patlayan tabiri caiz
ana avrat küfürler ve
mahçup yüzleri deşifre eden gece ayinleri.
nihavend makamında yaşanan gel gitler.
marifet gibi anlatılan kerhane anıları.
ve şehri sükünete davet eden,
gayrı meşru olmayan resmi cinayetlere
yakılan ağıtlar.
Tuhafıma gitmiyor artık,
çünkü masallara inanmıyorum.

Temmuz 28, 2008 Yazan: karakedi | Anti - Popüler Politika, Anti Popüler Politik, Edebiyat, F.KAfka, Felsefe, Günce, Kitaplık, Öykü, Şiir | | Henüz Yorum Yok

Ne Olacak Sonumuz!

Birçok değişik imge kullanmak istiyorum hayatımda. Farklı olmak için değil. Ama sadece anlatamadıklarımı değişik ifadeler ile betimlemek amacındayım. Sizlere sormak istiyorum şunu; Dün gece uyurken bir rüya gördüm, çağların duvarı uzuyordu önümde. Çürümüş et kokuları yükselen insanlık aynı etten bir yığındı bu rüyada. Ve sürekli çağ atladığını düşünse de, sadece yaşamını kolaylaştırmıştı aslında üretimden, düşünmekten ve daha birçok şeyden uzaklaşmıştı hep bir sonraki çağ içerisinde insanlık. Bağrına uğultusu sinmişti dünyanın. Tutunamayanların sesiz çığlıkları ise endişeden kaskatı kesilmişti bu duvar karşısında. Genizlerine hakim olmaya yüz tutmuş bu çürümüşlüğün dayattığı yaşamı kim isterdi ki acaba merak ediyorum?

Yıkılan onca fikir, gelişen onca dinamik yapı, atılan onca adım neden bir yerlere taşıyamıyordu toplumları. Loş ışıklar altında gizli saklı olan idealar aslında kurtaracaktı hümaniteyi. Oyuklardan sızan ışığın üzerine düştüğü bu garip ekoloji vahşi gözlerini parıldatıyordu, her onu değiştirmek isteyene. Korkuyorlardı aslında ve utanmalarıda bu korkularından türeyen, onlara kesilmiş cezalardır onlar bunu göremese de.

Yontmalar, hiyeroglifler, kabartmalar, ardından zamanın içerisinde keşfedilen papirüs üzerine gerçekleştirilen yazım dili bile artık karşı çıkamıyordu bu yapıya. Sınırlandırılıyor, yasaklanıyor ve önüne setler çekiliyordu. Aslında insanlığa büyük bir armağandı yazmak, anlatmak ve düşüncelerini eyleme dökmek. O kadar zarif bir işti ki bizler bunu layıkı ile hiçbir zaman yapamıyoruz.

Sonuç olarak güne düşen, dünün artıklarına baktıkça bugün. Zümrütten, somaltından ve yakuttan saraylar görüyoruz geçmiş tarihimizde. İçlerinde cariyeler, hadım ağaları kontrolünde tutsak. Perşembe Anna, çarşamba Nina, salı ..nın günü. Ne günümü?

Tabi ki efendisinin çürümüş bedeninin altında döşek, üstünde yorgan olma günüdür. Anna, nina ve niceleri için. Uluların, bahtiyarların otağ kurduğu, cihangirlerin kandan, buhurdan kudurduğu inlerde yaşayan, bir görünen tarihi yaşadık bizler. Günün kokuşmuşluğunu ve çürümüşlüğünü görenler ya sadece ahir zamanda, seher yeliyle nasıl bir ağaç ürperirse, yukarıda bahsettiğimiz o kokuşmuş duvar da muttasıl öyle ürperiyordu. Ya da başka vakitlerde ise sadece tek büründüğümüz canlı formu yarasa gibi olmamızdı bunlara tek sebep. Tek farkımız bizler günün her saatinde sokaklardayız.

Ne olacak sonumuz diye düşündüğünde tutunamayanlar. Tek çıkar yolu muammanın üstüne oturmuş sır kapısını aralamaktır diye fısıldıyor çevre sesler.

Peki sizce ne olacak sonumuz?

Mart 26, 2008 Yazan: LiberterKedi | Anti - Popüler Politika, Anti Popüler Politik, Biyografi, Deneme, Edebiyat, F.KAfka, Felsefe, Günce, Kültür & Sanat, Öykü | | Henüz Yorum Yok